Maraş notları..

Uzunca bir aradan sonra yeniden merhaba..

Sanırım herkes alıştı artık benim bu uzun ara verişlerime. Aslında anlatacak çok şey var ama nedense kafam rahat bir şekilde oturamıyorum bilgisayar başına. Yasir annesi kendisinden başka birşeyle ilgilensin istemiyor bu aralar. Kalabalık ortamlarda bulunmaya alışınca, evde tek başına sıkılıyor artık. Ayrıca bir aydır da gözlük takmaya (pek taktığı söylenemez ama, öyle diyelim) başladı, biraz da bu alışma sürecinden olsa gerek, buluttan nem kapar oldu.

Geçtiğimiz hafta da Urfa & K.maraş gezimizden döndük. Yasir’i babasının akrabalarıyla tanıştırdık, ben de eşimin memleketi Maraş’ı gezme fırsatı buldum. Biraz hızlı bir gezi oldu ama Maraş dondurması yemeden dönmedim tabi.. :)

Ayrıca Maraş’ın bir diğer meşhur yiyeceği ise, tarhana dedikleri cipse benzer bir çeşit çerez. Yoğurt, dövme buğday ve kekik ile yapılıyor. Kuruması için hasırların üzerine serilip, güneşte bekletiliyor. Tam kurumamış, nemli haline de frik deniliyor. Kuruyemişlerle beraber çayın yanında yiyor Maraşlılar tarhanayı. Ben ilk yediğimde hiç hoşlanmamıştım ama artık ben de sevmeye başladım. Bu tarhananın çorbası da oluyor, tarifini kayınvalidemden öğrendim, yaptığım zaman sizlerle de paylaşacağım. Çok lezzetli ve besleyici bir çorba oluyor.

Algida Fabrikası Gezisi

Geçenlerde Algida’nın fabrika gezisi daveti için bir e-mail aldım. Fabrika Çorlu’da, Yasir’i da alıp gitmem imkansız. Ama neler olacak, fabrika nasıl çok merak ediyordum. Bu yüzden beni temsilen eşim iki arkadaşını da yanına alarak geziye katıldı. Ben daha fazla birşey söylemeyeyim, gerisini eşimin dilinden siz dinleyin..

Algida Çorlu Seferi

24 Mayıs, 2009. Günlerden cumartesi.  Güneş en güzel hâliyle ısıtmış İstanbul’u. Kadıköy Evlendirme Dairesi’nin karşısında bir büyük otobüs saatin 9 olmasını bekliyor.

Sefere çıkanlar biliyorlar Çorlu’ya doğru yol alacaklarını ama. Ne kadar sürecek bu seyahat, nasıl geçecek vakit… bunlar muamma. Ayağını bir semtten diğer semte kıpırdatmaya bile çekinen bizler için biraz endişe yok değil.

Algida’nın yemek (vb.) blogçuları için düzenlediği Fabrika Gezisi’ne, yemekzevki.net adına iki güzel arkadaşımla katılıyorum. Katılım konusunda bize Algida’nın anlaştığı iletişim firmasının temsilcisi Aylin Hanım yardımcı oluyor.

Aracımızın içerisinde değişik simâlar mevcut. Genelde blog camiasına yabancı olduğum için tanıyamıyorum. Bir tek, arada yazılarına baktığım, bir Uno toplantısında gördüğüm Uğur Özmen’i seçebiliyorum. Carte Dor’un ürün müdürü Canan Hanım da yolcular arasında.

Otobüste program olur diye bekliyorduk fakat cep telefonlarımızın kapatılmasını rica eden bir anons dışında ses olmadı. Yer yer çocuk ağlama ve sızlamaları arasında Çorlu’yu geçip kırmızı renkli, alımlı fabrika binasına giriş yapıyoruz.

Doğrudan konfernas odasında ağırlanarak Canan Hanım ve vardiya mühendisi İsmail Hakkı Bey’den Algida’nın kurumsallığı ve fabrikadaki süreçler hakkında bilgi alıyoruz. Toplantıya katılan herkesi tatmin edecek derecede bilgi veriyor İsmail Hakkı Bey. Adeta fabrika onunmuş gibi ve her şeyi eliyle yapıyormuş gibi olaya vakıf ve sahiplenme derecesi yüksek.

Sonrasında ise işin heyecanlı kısmı başlıyor.

Beyaz tulumları giyip, fabrika içine dalıyoruz. (Merak etmeyiniz efendim, yediğiniz kornetlere fazla yanaşmadık. Açıkta duran Magnum’lara yetişemeyecek kadar uzaktık.) Hijyen prosedürlerini uygulayarak geçiyoruz asıl üretim kısmına. Burada her türlü ürünün ayrı bir üretim parkı var. Ve hepsinde ayrı bir üretim süreci görülüyor. Örneğin Magnum ile Cornetto üretim parkı birbirinden çok çok farklı. Magnum’un alüminyum folyosu bile paketlerin kontrolünde farklılık oluşturuyor. Rahatlıkla söyleyebiliyoruz ki otomasyonun dibine vurulmuş. Dondurmaları dolduran, paketleyen ve donduran robotları görünce “maşallah” demeden geçemiyoruz.

Özellikle Viennetta için İsmail Hakkı Bey’den bilgi talebimiz olmuştu. Bizim üçlüyü özel olarak Viennetta bandına götürüp anlattı sağolsun. O özel tasarımın nasıl üretildiğini de kabaca görmüş olduk. O an üretim olsaydı daha güzel görecektik aslında.

Gezinin tatlı anlarından birini, henüz daha şok soğutmaya verilmemiş Vişneli Carte Dor’u tadarak yaşadık. Bir de cevizli, kaymaklı ve fındıklıyı bu şekilde test ettik. Suyu kaynağından içmek gibi, pakete yeni akıtılmış dondurmayı yemek de öyle güzel bir his yaşattı.

Fabrika gezisi, umduğumuzdan güzel ve verimli geçti. Çok şeffaf bir şekilde yenilen dondurmaların üretim üssünü bize sergilemiş oldular. Rakamlarla aram olmadığı için günde şu kadar dondurma üretiliyor vs. diyemeyeceğim. Ama o gün üretilen Magnum, Beyaz Büyü; Cornetto ise Fıstıklı idi. Her gün bir başka ürün çıkıyor bantlardan. Yatırımlar da süreklilik gösteriyor anlaşılan. Çünkü Magnum’a ait üretim sistemi 2009’da açılmış. Ayrıca bu ürünler iç pazardan öte dışarıya da gönderiliyor. Bu tesis çalıştıkça milli ihracatımıza da katkıda bulunuyor.

Üretim alanının çıkışında yine değişik dondurma ikramlarıyla ağırlandık. (Evet, yavaş yavaş dondurma kapasitemizi zorlamaya başlıyoruz.)

Şimdi ise sırada öğlen yemeğimiz var. Ben dondurma döneri gibi şeyler beklerken mangalda çevrilmiş etler yemeye başladık. Demek ki dondurma da bir yere kadar. Acıkınca yine dönüyoruz klasik mutfağımıza ve damak zevkimize. Başımızda kavak yelleri ve pamukları… Alerjisi olanların burun kaşıntılarına zirve yaptıran bir ortamdı. Ancak güzeldi, yemekler enfesti. Toplu bir hatıra fotoğrafı ve yine buzdolabından alınabilen hazır dondurmalarla atıştırma…

Artık demir alıyoruz Çorlu Tesisi’nden. Arkadaşımız Gökhan “bir daha da gelmem Çorlu’ya, Çorlu benim için bitmiştir” diyerek yüzümüzü tebessüm ettirdi. Kadıköy’e inip evimize doğru yol aldığımızda… elimizde çok şirin bir ısı muhafazalı çanta ve köpük kutu içinde birkaç dondurma vardı.

Sıcak ve hoş bir gün geçirmemizi sağlayan Algida ve Excel İletişim görevlilerine, fabrikadaki Hakkı Bey’e, Yasir’e selam söyleyenlere yemekzevki.net ailesi olarak teşekkür ederiz.